Antalya'nın Demre İlçesinde, Antik Likya Kentlerinden ele geçen eserlerin korunması ve sergilenmesi için Likya Medeniyetleri Müzesi Kuruluyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Likya Kent Birliği'nin en büyük beş kentinten birisi olan Myra'nın liman kenti Andriake'de yürütülen müze çalışmalarında sona geliniyor.

Toplam 8 milyon 355 bin 667 liraya mal olması beklenen Likya Medeniyetleri Müzesi, açık ve kapalı alanlara sahip. Beş yıldır süren kazılarda ortaya çıkarılan liman yapıları, ticaret yeri, hamam, kilise yapıları, yer altı su sarnıcı müzenin açık kısmına dahil olacak. Müzenin kapalı alanı için M.S. 129 yılında inşa edilen Roma dönemi Hadrian Granarium'u restore edildi.


TAHIL AMBARINDAN MÜZE BİNASI

Anadolu'da bulunan iki Granarium'dan birisi olan Hadrian Granarium'u 56 metre uzunluğunda, 32 metre genişliğinde ve 8 odadan oluşuyor. Yüzyıllardır sağlam kalan duvarlar restore edildi ve kiremitleri antik usullere göre tekrar yapıldı. Müzenin önünde yer alan, Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik tarafından başlatılan ve 1 yıldır Antalya Müzesi tarafından yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan liman çarşısı kısmına, 16 metre uzunluğunda bir Roma dönemi teknesi yerleştirildi. Liman Caddesinde bulunan Onurlandırma Anıtı'nın üst kısmına Roma dönemi vincinin kopyası konuldu.


SARNIÇTAN KUŞ CENNETİNE

Müze çalışmaları çerçevesinde dönemin üretim atölyelerinin ve çarşısının yer aldığı Plakoma'da (ticaret agorası), kazılar sonunda ortaya çıkarılan yapılar elden geçirildi. Andriake liman kentinin su ihtiyacını sağlayan 6 metre derinliğinde, 24 metre genişliğinde ve 12 metre genişliğindeki yeraltı sarnıcı restore edildi. Açık ve kapalı bölümlerin karşılama ofisleri tamamlandı. Antik kentin bitişiğinde bulunan kuş cennetindeki kuşların gözlemlenebilmesi için gözlem kulesi ve antik kentin tümüne yürüyüş yolları yapıldı.


TURİSTLERİN YOĞUN İLGİ GÖSTERMESİ BEKLENİYOR

Yıl sonunda ziyarete açılması planlanan Likya Medeniyetleri Müzesi, Türkiye’nin sayılı müzeleri arasına girmeye hazırlanıyor. Demre Kaymakamı Yusuf İzzet Karaman, Likya Medeniyetleri Müzesi inşaatına 2013 yılında başlandığını belirterek, “Söz konusu sahada, ender rastlanabilecek bir konumda, hem kapalı hem açık alanıyla Türkiye’nin en büyük müze sahalarından biri olacak. Bu alanda yer alan Andriake’nin tahıl ambarı kapalı müze olacak. Burada Likya medeniyetinin tüm unsurları sergilenecek. Önümüzdeki dönemde çok sayıda turisti Demre’ye bekliyoruz” dedi.


TARİHİ CENNET DEMRE

Demre'de bulunan St. Nicholas Kilisesi ve Myra Antik Kentine ait Tiyatro, Kaya Mezarları, Şapel, Hamam gibi yapılar zaten yerli yabancı bir çok turisti çekiyordu. Bir de üzerine Likya Medeniyetleri Müzesinin eklenmesinin ardından Antalya'nın Demre İlçesi turizmin göz bebeği haline gelecek. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik'in Demre'ye ve Likya Bölgesine kattıkları her geçen gün bir bir artıyor.
Aspendos Tiyatrosu restorasyon çalışmaları nedeniyle 4 ay süreliğine ziyarete kapatılıyor.

Antalya'nın hatta tüm Dünyanın en iyi korunmuş tiyatrosuna sahip olan Aspendos kentinin, tiyatrosunda gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarının daha geniş hale getirilmesi sebebiyle 4 aylık süreçte ziyaretçilere kapısını kapatıyor.

Geçtiğimiz yıllarda tiyatrodaki restorasyon çalışmaları devam etmişti. En son çalışmalar ise tiyatronun "Üst Cavea" olarak adlandırılan, oturma sıralarının üst kısımlarında gerçekleştirilmişti.

Devam edecek çalışmalar sahne binası ve çevresinde gerçekleştirileceği için yerli ve yabancı turistlerin güvenliği düşünülerek ziyarete kapatılacak.

Her yıl Haziran ayında gerçekleştirilen festivallerde ise kullanılması için gerekli çalışmalar yapılacak.

Aspendos tiyatrosu Türkiye Tarih Turizmi açısından çok önemli bir yere sahip, hatta kaba bir tabir ile "Turizm Darphanesi" olarak adlandırılıyor. 2012 yılında 380.432 ziyaretçi sayısıyla en çok ziyaret edilen 7. örenyeri seçilmişti. 2013 yılı istatistikleri T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından henüz açıklanmamış olsa da, 2013 yılında tahmini ziyaretçi sayısı 450.000 civarında olduğu düşünülüyor.

Bu restorasyon çalışmaları ziyaretçi sayısında bir kayıp yaşatacak olsa da, umarız bu sayı çok fazla olmaz.
Kütahya Seyitömer Höyüğü'nde, Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünce yürütülen kazıda bulunan ve 4 bin yıl öncesine ait olduğu belirlenen 3 tohumdan biri, toprağa ekildikten sonra çimlendi.

Kazı Grubu Başkanlığını da yürüten DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nejat Bilgen, il merkezine yaklaşık 27 kilometre uzaklıktaki alanda geçen yıl yapılan kazıda, höyüğün güneydoğusunda bir yapının içerisindeki kapta bitki tohumları bulunduğunu açıklandı.

Orta Tunç Çağı dönemine ait olduğunu tespit ettikleri katmandaki tohumların yaklaşık 4 bin yıllık olduğunu belirten Prof. Dr. Bilgen, tohumların yapının içinde ve orijinal yerinde buldukları kaplar arasında birinin içinde olduğunu söyledi.


Prof. Dr. Bilgen, höyükte çok sayıda tohum bulduklarını, ancak birçoğunun yandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu: ''Son bulduğumuz üç tohum, kabın bir kısmının dışına taşmıştı. Kap kırıldığı için bu şekilde bulduğumuzu düşünüyoruz. Tohumlardan bazılarını incelemeye almıştık. Yaklaşık iki yıldır bu çalışmayı yürütüyoruz. Geçen yıl yaptığımız çimlendirme denemesinden olumlu sonuç alamadık ve başarılı olamadık.

Bu yıl bu tohumlardan birini yeşertmeyi başardık. Bundan yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait toprak altından çıkmış bir tohum yeşerdi. Bu tohumdan çimlenen bitki, canlı halde bilim dünyasına sunulmak ve üzerinde çeşitli analizler yapılmak üzere inceleniyor.''

Tohumların bulunduğu kabın yer aldığı yapının depo olarak kullanıldığını tahmin ettiklerini belirten Prof. Dr. Bilgen, ''Sözü edilen kabın yanı sıra mekanda çok sayıda kap ele geçmiştir. Tüm bu özellikleriyle mekanın depolama amaçlı kullanılmış olabileceği düşünülmektedir'' diye konuştu.

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMEMİŞ MERCİMEK TOHUMU

DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Nüket Bingöl, höyükte bulunan üç tohumdan birini geçen yıl toprağa ektiğini, ancak çimlendiği halde kuruduğunu, diğerinin ise yağ analizlerinin yapılması amacıyla İstanbul'a gönderildiğini anlattı.

Yrd. Doç. Dr. Bingöl, üçüncü tohumu yaklaşık üç ay önce toprağa ektiğini, bunun da çimlendiğini belirtti.

Bu tohumun yaklaşık 4 bin yıl öncesine ait olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şöyle devam etti: ''Bilimsel olarak yolun başındayız. Öncelikle diğer tohumlarla beraber bunların yaş tayininin yapılması ve günümüzde yetişen mercimeklerle karşılaştırılması gerekiyor. Her ne kadar arkeolojik kazılarda buluntunun içinden çıktıysa da bunu bilimsel olarak kanıtlamalıyız. Bu tohumların dışarıdan gelip gelmediğini incelememiz gerekiyor. Henüz bir iki aylık çalışma sürecindeyiz, bahara doğru yavaş yavaş sonuçlarını almış olacağız. Ancak çimlenmesi çok büyük bir gelişme. Günümüzde bilinen mercimek bitkileri gibi çok kuvvetli değil, oldukça cılız bir bitki. En kısa zamanda tek beklentimiz çiçeklenip tohum üretebilmesidir. Çiçeklenip tohum üretebilirse son zamanlarda çok güncel olan organik ve Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) özelliğini taşıyan bitkiler açısından bizim elimizde çok önemli bir veri olacak. Çok eski zamanlara ait, hiç genetiğiyle oynanmamış, herhangi bir değişikliğe uğramamış, organik olarak elde edilmiş tohumların ilki olacak.''

'TOHUMU CANLI BULMAMIZ BİZİM İÇİN SÜRPRİZ OLDU'

Yrd. Doç. Dr. Bingöl, bu tohumun bir mercimeğe ait olduğunu belirlediklerine işaret ederek, mercimeğin çok fazla suya ve sıcaklığa ihtiyaç duymadan kurak ortamda yetişebildiğini kaydetti.

Mercimeğin kazı yapılan alanda yetişebilecek bir bitki türü olduğunu dile getiren Yrd. Doç. Dr. Bingöl, şu bilgiyi verdi: ''Arpa, mercimek, buğday, bunların hepsi Anadolu kökenli bitkilerdir ve orijini Anadolu'dur. O yüzden bizim için bu tohumları burada bulmamız çok sürpriz olmadı. Tohumu canlı bulmamız bizim için sürpriz oldu. Bu da tamamen höyüğün yapısından kaynaklanıyor. Höyükte yangın çıkıyor, çöküyor ve tohumlar içerisinde canlı kalabiliyor. Şans eseri bu tohumları bulduk ve değerlendirdik.

Şu an için bu tohumların mercimek olduğunu söyleyebiliyoruz, ancak yine de normal mercimekten morfolojik bazı farklılıkları var. Tamamen yaptığımız çalışmalar sonucunda belli olacak. Tohum vermesi halinde organik, hiçbir şekilde genetiğiyle oynanmamış, orijinal bitki olacak. Her zaman için orijinal tohumlar diğerlerine göre daha zayıftır. Belki ülke ekonomisine fazla bir katkı sağlamayacak, ancak bazı üniversitelerde başlatılmış eski tohumların toplanması yönündeki çalışmalara önayak olacağız.''

Yrd. Doç. Dr. Bingöl, yüzyıllar öncesinden bitki tohumlarının yeşerdiğine ilişkin daha önce yurt içi ve yurt dışında örnekler bulunduğunu hatırlatarak, Japonya'da manolya bitkisine ait tohumun günümüzdeki manolya bitkisinden farklı morfolojik özellikler taşıdığını bildiklerini sözlerine ekledi.
Ege Üniversitesi, Pamukkale Üniversitesi, Akdeniz Üniversitesi ve Harran Üniversitesinin ardından V. Uluslararası Arkeoloji Öğrencileri Sempozyumu, Burdur, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'nin ev sahipliğiyle düzenlendi.

Türkiye'nin ve Dünya'nın bir çok yerinden gelen üniversite öğrencileri tarafından sadece arkeoloji öğrencileri tarafından gerçekleştirilen bu sempozyum, 25 Mart 2014 tarihinde protokol konuşmaları ile başladı. Peşinden onur konuğu olarak Prof. Dr. Mehmet Özilhan'ın, Pisidia bölgesini anlatan sunumu ile başladı. İlk günün sonunda ise Dr. Güneş Duru'nun Arkeoloji Üzerine gerçekleştirdiği sunumu ile ile sonraki günlere devam etti.

3 gün sunumların, 4. gün ise Kibyra Antik Kenti gezisi ile 28 Mart'ta son bulan V. Arkeoloji Öğrencileri Sempozyumu, tüm bilim dallarına, hem gençlerin cesaretini ve başarısını gösterdi. Hem de diğer bilim dalları için örnek teşkil etmiş oldu.

Burdur, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinin İstiklal Yerleşkesi yakınlarında bu sempozyum için oluşturulan Hatıra Ormanı ise arkeolog adayları için keyifli anlar yaşattı.

VI. Uluslararası Arkeoloji Öğrencileri Sempozyumu'nun nerede gerçekleşeceği konusunda Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve İstanbul Koş Üniversitesi aralarında tatlı bir rekabet gerçekleştirildi. Koç Üniversitesinin son anda adaylığını çekmesinin ardından, bu tatlı yarışı Eskişehir Anadolu Üniversitesi kazandı.

Gerçekleştirilen bu sempozyumda şüphesiz ki öğrencilerin emeği çok büyüktü. Gerek Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, gerek Burdur Belediyesi, gerekse de Burdur Valiliği yapabilecekleri yardımı minimum seviyede tuttu. Ama sempozyum sonunda durumdan en fazla faydalanan kurumlarda bu kurumlar oldu.
Tarih öncesindeki konumuyla dikkat çeken ve pek çok antik yerleşim merkezine sahip Kırklareli’de gerçekleştirilen envanter çalışmasıyla, kayıtlı taşınmaz kültür varlığı sayısının bilinenden daha yüksek olduğu tespit edildi.

Kırklareli Kültür ve Turizm Müdür Vekili Fikret Macit, yaptığı açıklamada, farklı medeniyetlerin geçiş bölgesinde olan Kırklareli’nin kültür varlığı açısından zengin olduğunu söyledi.

Kırklareli’de taşınmaz kültür varlığı envanterinin ilk kez çıkartıldığına dikkat çeken Macit, “Kırklareli’de hiç taşınmaz kültür varlığı envanter çalışması yapılmamış. Çeşitli gezi ya da köylülerin haber vermesi üzerine görünen tarihi yapılar envanter listesine kaydedilmiş” diye konuştu.

Macit, envanter çalışmaları kapsamında geniş ölçüde alan taraması yapıldığını, 199 yerleşim biriminde, Kırklareli’nin tarihine ışık tutacak 937 eser bulunduğunu vurguladı.

Tarama çalışmalarının 6 ay sürdüğünü belirten Macit, şöyle konuştu:

“Arаzi çаlışmаlаrı bitti. Sistеmе vеri girişlеri уаpılıуоr. Vаkıflаr Bölgе Müdürlüğü kаbul kоmisуоnu vеri girişlеrini kоntrоl еdеrеk tеsсillеmе işlеmini уаpılасаk. Kırklаrеli’dе şimdiуе kаdаr еnvаntеr çаlışmаsı уаpılmаmış. Çеşitli gеzi уа dа köуlülеrin hаbеr vеrmеsi üzеrinе görünеn tаrihi уаpılаr еnvаntеr listеsinе kауdеdilmiş. Sаnаt tаrihçisi, mimаr, аrkеоlоg vе şеhir plаnсısının уеr аldığı ilk kеz bu kаdаr gеniş çаplı bir аrаzi tаrаmаsı уаpıldı. İl, ilçе, bеldе vе köуlеr dаhil 199 уеrlеşim аlаnındа tаrаmа уаpıldı. Kауıtlаrdа 460 gözükеn tаşınmаz kültür vаrlığı sауımız, уаpılаn аrаzi çаlışmаlаrıуlа 937′уе уüksеldi.”

Mасit, bugünе kаdаr Trаkуа’dа sаdесе Edirnе’nin Lаlаpаşа ilçеsindе dоlmеnlеrin оlduğunun bilindiğini, çаlışmаlаr sırаsındа Kоfçаz ilçеsindе dе iуi durumdа оlаn dоlmеnlеr vе kауıtlаrdа оlmауаn birçоk kаlе tеspit еdildiğini dilе gеtirdi.

Mасit, tеspit еdilеn kültür vаrlıklаrının hаritаlаndırmа çаlışmаlаrındа dа sоnа gеlindiğini kауdеtti.
Antik çağda Trakya bölgesinde yaşayan Trak topluluğundan günümüze kalan tapınakları, koruma altına alınmadığı için tahribata açık duruma geldi.

Traklar üzerine önemli çalışmaları bulunan Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Engin Beksaç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Traklar’dan kalan dönemin çok fazla bilinmediğini, o dönemden kalan birçok eserin de yok olup gitme tehlikesi altında olduğunu söyledi.

Trakya’nın kültür ve tarih açısından çok zengin ancak tanıtım açısından zayıf bir bölge olduğunu belirten Beksaç, şöyle konuştu:

“Edirne ve Kırklareli’de doğal kayalar üzerine şekillendirilmiş önemli Trak tapınakları bulunuyor. Yaptığımız çalışmalarda birçok tapınak ortaya çıkardık. Edirne sınırları içerisinde 30 tapınak belirledik. Büyüklü ve küçüklü şekilde Kırklareli’dekileri de kattığımız zaman bunların sayısı 50′yi aşmış durumda. Şu anda bu tapınakların hiçbiri turizme açılmadığı gibi tanıtımı da gerçekleştirilmedi. Tahribata açık durumdalar. Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde aynı tarihi özelliği taşıyan yapılar turizme açıldı.”

“Trakya için önemli bir kazanç”

Beksaç, buldukları yapılar arasında geçmişi 8 bin yıl önceye dayanan bir tapınak da bulunduğunu ve bu tapınağın Trakya için önemli bir kazanç olabileceğini vurguladı.

Trakya’da bulunan türde tapınaklara Avrupa’nın birçok bölgesinde ilgi gösterildiğini ancak Trakya bölgesindeki tapınakları yeterince tanıtılmadığı için bilinmediğini aktaran Beksaç, şöyle devam etti:

“Bu yapılara baktığımız zaman Trak kültürünü, ruhunu ve değerlerini anlıyoruz. Trak tapınaklarındaki din, madde tapınım şeklinde olmaktan çok İslam terminolojisiyle ifade etmek gerekirse bir tevhid dini şeklinde ortaya çıkmış. Dini ibadet soyut kavramlar çevresinde şekilleniyor ve doğayla kaynaşmış bir biçimdedir. Korkunç bir astronomi ve gizem bilgisi var. Bunların arasında Trak tapınakları bir dünya ve evren sembolü olarak duruyor.”

Beksaç, İbrahim Peygamberin oğlunu kurban etme olayının geçtiği yerin de bir kaya tapınağı olduğunu söyledi.

Mısır piramitlerinin ülkesine önemli bir girdi sağladığını anımsatan Beksaç, “Trak tapınaklarının korumaya alınarak, turizme açılması gerekiyor. Bu bölgenin turizm açısından daha fazla tanınmasını da sağlar” diye konuştu.
Trabzon’daki tarihi Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin kapsamlı restorasyon ve röleve çalışması için Kültür ve Turizm Bakanlığından ödenek talep edildi.

Trabzon’un Çarşı Mahallesi’ndeki tarihi Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin kapsamlı restorasyon ve röleve çalışması için Kültür ve Turizm Bakanlığından ödenek talep edildiği bildirildi.

Trabzon Valisi Abdil Celil Öz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin kentin en eski kiliselerinden olduğunu söyledi.

Kilisenin üç nefli bir bazilika olduğunu belirten Öz, “Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin narteksi yok. Nefler içten ve dıştan yuvarlak planlı ve zemininde kriptası var. Giriş kapısında Bizans kabartması ile 884-885 tarihinde 1. Basil zamanına ait onarım kitabesi bulunuyor. İçerisinde daha geç dönemlere ait fresk kalıntıları ve Naosta ‘T’ şekilli iki ayak ve iyon başlıklı sütunu var” dedi.

Öz, Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin ziyarete kapalı olduğunu ifade ederek, “Kilise kent merkezinde kurulmuş olmasına rağmen şu anda harabe vaziyettedir. Bu nedenle de uzun süredir kapısı kilitli ve ziyarete kapalı. Kilisenin kapsamlı restorasyon ve röleve çalışması için Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünce, Kültür ve Turizm Müdürlüğünden istenen bilgi ve rapor gönderilmiştir” diye konuştu.

“Öncelikle kilisenin temizliği yapılacak”

Kilisenin restorasyon maliyetinin yaklaşık 25 bin lira olduğunu vurgulayan Öz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kapsamda kilisenin restorasyonu için Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletme Müdürlüğünden ödenek talep edilmiştir. Ödenek geldiği takdirde tarihi Küçük Ayvasıl Kilisesi de turizme kazandırılacak. Öncelikle kilisenin temizliği yapılacak. Restorasyonla kilisenin mevcut dokusu ortaya çıkartılacak. Mevcut doku bozulmadan yapının korunmasına ve sağlamlaştırılmasına yönelik de çalışmalar yapılacak.”

Öz, Küçük Ayvasıl Kilisesi’nin Trabzon turizmi açısından da önemli olduğuna dikkati çekerek, “Küçük Ayvasıl Kilisesi yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekebilecek noktada yer alıyor. Hem Trabzon merkezinde bulunması hem de en eski kiliselerden birisi olmasından dolayı çok önemlidir. Küçük Ayvasıl Kilisesi restore edildikten sonra turizme olan ilgiyi üst noktalara taşıyacaktır” dedi.

Trabzon’daki tarihi eserlere değer verilmesini amaçladıklarını vurgulayan Vali Öz, Kültür ve Turizm Bakanlığından ödenek geldiği takdirde kısa sürede çalışmalara başlayacaklarını ve kiliseyi turizme kazandıracaklarını kaydetti.
12 bin yıl önce Şanlıurfa Göbeklitepe’de inşa edilen yapı bilim insanlarını da şaşkına çevirdi.

Tarihin gördüğü en ilgi çekici ve etkileyici şehirlerden biri olan Şanlıurfa ili sınırları içinde yer alan Göbeklitepe, 1995 yılında son derece gizemli bir keşfe ev sahiliği yaptı. Kazı başkanı değerli arkeolag Prof. Dr. Klaus Schmidt önderliğinde başlatılan kazıların ardından yapılan incelemeler sonucu, keşfedilen yapıların dünryanın en eski yapımı tapınaklar olduğu ortaya çıktı. Kazılan bu bölgenin bir tapınak kompleksi veya kült alanı olduğu bilim insanları tarafından kabul edildi. Tapınakların yaklaşık 12 bin yıl önce inşa edilmeye başlandığı anlaşıldığında ister istemez tüm ilgi Göbeklitepe üzerinde yoğunlaştı. Çünkü avcı-topyayıcı biçimde hayatını sürdüren insan topluluklarının bu şekilde muazzam tapınaklar inşaa edebilmesi bilim camiasında imkansız olarak görülüyordu.

Yeni görüş

O güne kadar bilim insanları arasında genel kabul edilen görüş insanların avcı-toplayıcı yaşam tarzından yerleşik ve tarım odaklı yaşam tarzına geçtikten ve ilk evleri, yerleşim yerlerini vb. inşa ettikten sonra ve bilirli bir zamanın ardından kült evleri ve tapınaklar yapmış oldukları yönündeydi. Fakat Göbeklitepe tapınaklarının keşfi bu hipotezi altüst etti. Ortaya çıkan yeni görüşe göre çok büyük ihtimalle bu tapınaklar yerleşim yerlerinden daha önce inşa edilmişti. Bu demekki dini inançlar tarımdan sonra veya tarımla birlikte değil ondan önce ortaya çıkmıştı. Avcı-toplayıcı ilkel sanılan insanlard inşa etmesi son derece güç olan bu tapınakları bir şekilde inşa edebilmişlerdi. Üstelik yalnızca tonlarca ağırlıktaki taşları yüzmetrelerce öteden taşıyıp daha önceden belirlenmiş yerlere yerleştirmemiş, bu taşların ezerine hayvan kabartmaları ve birtakım semboller de işleyebilmiştir.

En heyecan verici keşif

İnsanlık tarihi boyunca yapılmış olan arkeolojik keşiflerin pek azı Göbeklitepe’nin keşfi kadar kendi geçmişimize bakış açımızı değiştirebilmiştir. İnsanlığın geçmişi zaman olarak ne kadar geriye alınırsa ortaya çıkan gizem o oranda artmaktadır. Bundan yüzyıl öncesine ait bir yapının keşfi asla aynı merakı uyandırmamaktadır. Geçmişle ilgili merak uyandıran keşifler genelde biyolojik, antrolopolojik keşiflerdir. İşte Göbeklitepe papınaklarını keşfi yakın zamanda yapılmış olan en uzak ve heyecan verici keşiftir.
Gölcük Belediyesi’nin Kocaeli Üniversitesi ve Kent Konseyi ile birlikte yürüttüğü Vizyon 2023 projesi kapsamında “Küçük Arkeologlar” adıyla yeni bir çalışma başlatıldı. Projenin ilk çalışması, İhsaniye Oyak İlköğretim Okulu’nda 5 nci sınıf öğrencilerine yönelik gerçekleştirildi.

İhsaniye Oyak İlköğretim Okulu’ndaki eğitim KOÜ Öğretim görevlisi ve eğitmenleri Emre Ekin, Onur Girgin, Serkan Sıtkı Gürel ve Ali Bora tarafından verildi. Proje kapsamında 120 öğrenciye 3 haftalık bilgilendirme sonrasında, Kocaeli ve Gölcük’te bulunan müze ve arkeolojik yerler gezdirilecek. Bu çalışma sonunda örnek kazı çalışması yapılarak öğrencilerin arkeoloji bilgilerinin geliştirilmesi sağlanacak, tarih ve tarihsel dokuya sahip çıkma bilinci geliştirilecek.
Cevizli Tekel arazisinde Bizans kalıntıları tespit edilmesine rağmen arkeolojik SİT alanı ilan edilmeyen 46 dönümlük arazinin de İstanbul Şehir Üniversitesi’ne tahsis edildiği ortaya çıktı.

İstanbul’da Cevizli Tekelarazisi İstanbul Şehir Üniversitesi’ne parça parça tahsis ediliyor. Üniversite yerleşkesinin planlandığı alanın komşusunda bulunan 24 dönümlük koruluk ile Dragos kazılarıyla gün yüzüne çıkarılan Bizans Hamamı’nın uzantısının tespit edildiği 46 dönümlük arazinin de Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından üniversiteye tahsis edildiği ortaya çıktı. Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki 236 ve 238 parsellerin üniversiteye tahsisi için Maliye Hazinesi’ne bedelsiz devrine karar verildi.

236 parselde yapılan yüzey taramaları sonucunda alanda gömülü yapı kalıntıları tespit edilmiş, ancak Kartal Belediyesi’nin başvurusuna karşın alan arkeolojik sit ilan edilmemişti. Tamamı 3. derece doğal sit alanı olan arazinin Bizans dönemine ait bir yerleşim yeri olduğu düşünülüyor. Üniversiteye tahsis edilen 236 parselde yapılan kazılar ise Kültür Bakanlığı’nın bu yıl için hâlâ kazı ruhsatı vermemesi nedeniyle durmuş durumda.

10 METRELİK ALANLA YETİNİLDİ

1974′tе gеç Rоmа, еrkеn Bizаns dönеminе аit hаmаm kаlıntısı tеspit еdilеn аrаzidе kаzılаr 2010′dаn bu уаnа Kаrtаl Bеlеdiуеsi vе İstаnbul Arkеоlоji Müzеlеri işbirliğindе sürdürülüуоr. 207 pаrsеldе еrkеn Bizаns dönеminе аit hаmаm kаlıntılаrı vе hаmаmın günеуindе kilisе kаlıntılаrı аçığа çıkаrıldı, iskеlеt vе bеbеk mеzаrlаrı bulundu. 1. dеrесе аrkеоlоjik sit аlаnı ilаn еdilеn bu аlаnа kоmşu 236 pаrsеldе isе Bizаns Hаmаmı kаlıntılаrının dеvаm еttiği tеspit еdildi.

Yаpılаn уüzеу tаrаmаsı уеrin аltındа 4,5 vе 9,5 mеtrе dеrinliğindе çоk sауıdа уаpı kаlıntısı оlduğunu оrtауа kоуdu. Kаrtаl Bеlеdiуеsi, 236 pаrsеlin dе 1. dеrесе аrkеоlоjik sit ilаn еdilmеsi için 5 Nо’lu Kültür Vаrlıklаrını Kоrumа Bölgе Kurulu’nа bаşvurdu; аnсаk Kurul, bu pаrsеldе уаlnızса Bizаns Hаmаmı’nın uzаntısı оlаrаk tеspit еdilеn 10 mеtrеlik аlаnın 1. dеrесе аrkеоlоjik sit ilаnıуlа уеtindi. Ünivеrsitеуе dеvrеdilmiş 237 pаrsеldе уüzеу tаrаmаsı уаpılmаsınа isе izin vеrilmеdi.

‘KAZI İÇİN HÂLÂ RUHSAT ALAMADIK’

Kаrtаl Bеlеdiуеsi, kаzılаr tаmаmlаnmаdаn 236 pаrsеlin dе İstаnbul Şеhir Ünivеrsitеsi’nе tаhsis еdilmеsinе kаrşı çıkıуоr. BirGün’е kоnuşаn bir bеlеdiуе уеtkilisi, “O pаrsеldе sаdесе 200 mеtrеkаrеlik bir аlаndа sоndаj çаlışmаsı уаpаbildik. Yüzеу tаrаmаsındа аrаzinin tаmаmındа kаlıntılаrın dеvаm еttiği görülüуоr, dоlауısıуlа bu аlаnın tаmаmının 1. dеrесе аrkеоlоjik sit ilаn еdilmеsi gеrеkirdi. Anсаk hеrhаngi bir buluntu уоkmuşçаsınа ünivеrisitеуе tаhsis еdildi. Bu аrаzidе 2014 уılındа dа kаzı çаlışmаsı уаpаbilmеk için уаptığımız ruhsаt bаşvurusunа Kültür Bаkаnlığı’ndаn hâlâ уаnıt gеlmеdi. Ruhsаt оlmауınса kаzılаrı уürütеmiуоruz. Arkеоlоglаrımız аlаndа dаhа önсеki уıllаrdа çıkаn mаlzеmеlеrin tаsnifiуlе uğrаşıуоrlаr” dеdi.

‘KOCAMAN BİR TARİH YATIYOR’

Mimаrlаr Odаsı Kаrtаl Şubе Bаşkаnı Esin Köуmеn isе Cеvizli Tеkеl аrаzisindеki diğеr pаrsеllеrin plаnlаmаsının tаmаmlаndığınа dikkаt çеkеrеk, “2003′tе bu аlаn şеhir pаrkı оlаrаk plаnlаnmıştı. Şimdi о plаn kаdük hаlinе gеtirilеrеk pаrçа pаrçа plаnlаmа уаpılıуоr, ünivеrsitеуе tаhsis еdiliуоr. Orаdа еndüstriуеl mirаs оlаn bir sаnауi уаpısı vаr. Bizаns dönеminе аit kосаmаn bir tаrih уаtıуоr. Bizim tаlеbimiz çоk аçık. Burаsı bir pаrk аlаnı оlаrаk düzеnlеnеbilir, bir Tеkеl müzеsi уаpılır, bir аrkеоpаrk kоnsеptiуlе birlеştirilеrеk hаlkın kullаnımınа аçılır. Arkеоlоjik çаlışmаlаr bitirilmеdеn bu аlаnın ünivеrsitеуе tаhsis еdilmеsi zаtеn уаnlış” dеdi.

İstаnbul Şеhir Ünivеrsitеsi уеtkililеri sоrulаrımızа сеvаp vеrmеdi.

NE OLMUŞTU?

Endüstriуеl mirаs fаbrikа binаlаrı ilе 4 bin 100 аğасın уеr аldığı Cеvizli TEKEL аrаzisinin 296 dönümlük аlаnı (237 pаrsеl) 49 уıllığınа AKP’уе уаkınlığı ilе bilinеn Bilim vе Sаnаt Vаkfı’nın kurduğu İstаnbul Şеhir Ünivеrsitеsi’nе kirаlаnmıştı.